Duyuru: Covid-19 Tedbirleri ve Önerileri Okumak İçin Tıklayın
+90 (312) 939 8540
Erkekler (Neden) “Ciddi İlişki” İstemiyor

Erkekler (Neden) “Ciddi İlişki” İstemiyor

Erkekler (Neden) “Ciddi İlişki” İstemiyor

Yargıya varmak genelde kolaydır. Oysa her şeyin bir “neden”i vardır. Eğer öyle olmasaydı başlık olarak belirlediğimiz yargıda bir parantez açamazdık ama biz nedenlerle daha çok ilgilendiğimiz için başlıkta küçük bir parantez açtık. Haydi, biraz laflayalım bunun üzerine, beyler. 😊

Genel yargının ne olduğu yönünde hemfikir olmamak pek mümkün değil; “Erkekler ciddi ilişki istemiyor.” Peki, neden? Erkekler yalnızca seks yapmak istediği için mi? Erkekler sorumluluk almaktan korktuğu için mi? Erkekler sıkıya gelemedikleri için mi? Bütün bu soruların cevabı “Evet.” olabilir. Ancak aynı oranda hepsinin cevabı “Hayır.” da olabilir. Her iki durumda da  bu kadarla kaldığını sanmıyoruz.

Erkekler-Neden_Ciddi-İliski_istemiyor

Her ne kadar bir şeyin nedeni, onun çözümü olmak zorunda değilse bile anlamak için nedenleri bilmek gerek. Mesela, yukarıda saydıklarımızın dışında ilişki yaşamak istemeyen bir erkeğin aslında kalbi kırılmış olabilir. Çocukluktan gelen bir travması uzun süreli ilişkiler yaşamasının önünde engel olabilir. Beklentiyi karşılayamamaktan çekince duyuyor olabilir. Güven sorunu yaşıyor ve bu yüzden de kimse ile bağ kuramıyor da olabilir. Özetle; bir erkeğin “ciddi ilişki” yaşamıyor olması sadece “ciddiyetsiz” olduğu anlamına gelmeyebilir.

Erkekler_neden_ciddi_iliski_istemiyor_2

Flörte Kısa Bir Bakış: Mesajı Aldınız mı?

90 saniye ile 4 dakika arasında neler yapabilirsiniz? Omlet? Çok hızlı bir duş? Tıraştan sonra cilt bakımı? Peki, birinin ilginizi çekip çekmediğinize karar vermek? 😊 Evet, araştırmalar bize bunu gösteriyor; birini sevip sevmeyeceğimize 90 saniye ile 4 dakika arasında karar veriyoruz. Ancak bu kadarla da kalmıyor tabii. Bunun için %55’i beden dili, %38’i konuşma hızımız ve %7’si de ne söylediğimiz olmak üzere “Senden hoşlandım.” mesajını alıyor ya da veriyoruz.

Florte_kisa_bir_bakis

“Gözler ruhun aynasıdır.” deyimi de heba olmuyor bu arada: Prof. Arthur Arun’un aşık olduğumuzda gelişen dinamikleri inceleyen çalışması, göz kontağının çok güçlü bir etki yarattığını ortaya koyuyor. Bu bağlantının yanı sıra “Aynalama” adı verilen ve birbirinden hoşlanan iki insanın birbirinin oturuşu, duruşu gibi hareketlerini taklit etmelerini sağlayan bir başka etki de söz konusu oluyor. Yalnız, buraya küçük bir not da düşelim; aynalama, en yakın arkadaşlık ilişkilerinde de görülüyor. Yani, mesajı yanlış almadığınıza emin olun. 😉

Flört

Tüm bunlara ek olarak “Zor adam/kadın” olmamak da şansı artırıyor. Araştırmalar “zor”u oynamanın her zaman işe yaramadığını gösteriyor. Bununla birlikte “seçici olmak” ise şaşırtıcı şekilde işe yarayabiliyor. Bilim insanlarının bir dating programı ile yaptığı test de bunu gösteriyor; bilgisayar tarafından seçilen tüm eşleşmelerine ilgi gösteren ve hiçbirine ilgi göstermeyen iki kadın katılımcı yerine, eşleşmeleri konusunda seçici davranan kadın katılımcının neredeyse tüm erkek katılımcılar tarafından tercih edildiği görüldü. Görünüyor ki “Kaçan kovalanır.” taktiği biraz değişime uğruyor ve “ Sadece kaçan”dan çok “Neden kaçtığını bilen” kovalanıyor. 😊

Elbette flört ettiğimizde olup bitenler de bundan ibaret değil. Dahası da var ve meraklısı için faydalandığımız kaynak da burada.

Florte_kisa_bir_bakis

Kaç Bilinmeyenli Bir Denklem?

Flörtte ya da aşkta bütün bileşenlerin belki de henüz bulunmamış olabileceğini düşünürsek sadece, “Çok.” diye cevap verebiliriz. 😊 Çoğu zaman bu kadar fazla değişkenin hesaba katılması gereken durumlardan uzak durmaya çalışırız. Her seferinde Occam’ın Usturası ile sorunları kesip atalım isteriz ama öyle olmayabiliyor. 😊

Öteki türlü de olmayabiliyor. Erkekler ilişki yaşamak istemeyebiliyor. Tüm bu çok bilinmeyenli başlangıcın tutkusu, heyecanı, güzelliği, şefkati, sevgisi gibi sayısız olumlu kazanımın yanı sıra kendilerini bekleyen bazı gerçekleri daha göz önüne alarak uzak durmak isteyebiliyor.

Böylesi bir istek -ya da isteksizlik- her erkeği “Issız Adam” mı yapıyor, peki? Hayır. Filmi izleyenler hemen hatırlayacaktır ki tek gecelik ilişkilerle kendini var etmeye çalışan Alper karakterinin, Ada ile tanışması ve uzun süreli bir ilişkiye adım atmasının sonu hüsran olmuştu. Burada bir erkekteki isteksizlikten çok daha derin sorunlara dikkat çeken uzmanlar var. Biz, bunun konunun doğrudan işin uzmanlarının kaleminden aktarılmasını uygun bulduğumuz için daha genel nedenlerden bahsedeceğiz.

Nedir Bu Nedenler?

Beyler, eminiz ki şuna benzer bir dilemmayı tecrübe etmişsinizdir:

  • Çok iyi, çok hoş biri ama...
  • Ama ne?
  • Ya, bilmiyorum işte!

Bilmediğiniz o noktada da başlaması muhtemel bir ilişkiden vazgeçmiş, bilinçdışı bir şekilde ilişkiyi sabote etmiş olabilirsiniz. Bunun için gerçekten geçerli gerekçeler de bulmuş olmanız mümkün. Sakin olun, bilim de aksini iddia etmiyor. Bu yüzden, en azından birkaç tanesi de olsa bazı nedenleri anlamak size de iyi gelebilir. 😊

Kaybetme Korkusu

Beyler, “Erkek adam korkmaz.” diye rivayet edilenin tümüyle insanın kimyevi yapısına aykırı olduğunu belirtelim ve diyelim ki: Her insan korkar. Dolayısıyla kaybetme korkusu da azımsanacak bir şey olmamakla birlikte bir ilişkiye adım atmayı zorlaştıran faktörlerden de biridir.

Savunma mekanizması biz daha çocukken gelişmeye başlar. Yetişkin yaşlarda üzüntü ya da kaygı duyacağımız durumlardan bizi uzak tutmak üstüne kuruludur. Bir arananın ani freninde irkilmeniz, karşınızda kavgaya hazırlanan biri görmeniz, tıraş olduğunuz zamanlarda jiletin biraz derine isabet etmesi ya da bazen de aşık olma ihtimaliniz... Hepsi zarar görme ihtimalinden sizi korumak için savunma mekanizmasını devreye sokabilir.

Sebebi de gayet anlaşılır, değil mi? Birini sevdiğimiz zaman onu kaybetme ihtimalinin bize acı vereceğini biliriz. Aynı şekilde yine sevdiğimiz zaman en savunmasız halimizde oluruz ve sevdiğimiz tarafından zarar görmek bizi çok incitebilir. Bu tip acı verici durumlardan daha başından kaçınmak isteriz.

Sonuç: Beyler, kaybetme korkusu da bu korku ile harekete geçen savunma mekanizması yüzünden acıdan kaçınmak da gayet normal olduğu ilişki yaşamak istemiyor olabilirsiniz.

Geçmişin Hayaletleri

Bu hayaletlerin bazılarını siz bile tanımıyor, kötü anıların bazılarını hatırlamıyor bile olabilirsiniz ama aşık olmanın geçmiş acıları ortaya çıkardığı da biliniyor. Bu durumun en bilinen örneği, bir kere elini sobaya değdirmek aslında; bu yalnızca bir kere yapacağınız bir şey. Bir daha hayatınız boyunca o derece sıcak bir şeyin ne gibi bir zarara yol açabileceğini bilmiyor olmaz ve denemezsiniz. Üstelik bu deneyimi yaşadığınızı ya da o anda çektiğiniz acıyı dahi hatırlamıyor olmanıza rağmen.

Aşık olmak da biraz bunun gibi; geçmişte sizi etkileyen olumsuz deneyimlerin acısı aşık olduğumuz ya da olmanın eşiğine geldiğinizde ortaya çıkabilir. Bir yakınlaşma geçmişe ait olan acıyı, kızgınlığı, kırgınlığı ortaya çıkarabilir ve bu da sizi yukarıdaki dilemmaya itebilir: “Çok iyi, çok hoş biri ama...”

Sonuç: Beyler, geçmişte yaşanan acılar, üzüntüler ya da kırgınlıklar yüzünden ilişki yaşamak istemiyor olabilirsiniz.

Bildiğinizden Başka Biri Olma

Hak verirsiniz ki marka olarak en sevdiğimiz çocukluk anısı belli: Bir çocuğun yüzü tıraş köpüğüne bulanmış ve yanında duran babası da ona bakarak gülümsüyor. Sonra çocuk, babasını dikkatlice izliyor ve onun tıraş olurkenki hareketlerinin aynını taklit ediyor. Elbette elinde kesici bir tıraş aleti yokken... 😊

Bu mutlu çocukluk anısı belki bazılarınızın anısıdır ama çoğunluğun değil. Ne yazık ki pek çok insan kötü çocukluk anıları ya da ebeveynlerinin nasıl olduklarına bağlı olarak kendilerini değersiz buluyor ve sevilmeye değer görmüyor. Çok öncelerde gelişmeye başlayan bir iç ses her daim bunu hatırlatıyor. Pek çok insan kendini bu şekilde tanıyor, tanımlıyor ve kabul ediyor.

Sonra bir başkası bu iç sese meydan okuyor; sevilmeye değer buluyor, değer veriyor ve hayranlık duyuyor. İç ses ise feci rahatsız! Bilinen tüm kimliğe karşı meydan okunuyor ve kaçış başlıyor. Bu noktada pek çok insan olumsuz da olsa iç sesinin söylediklerinden ve kendini tanıdığı halinden vazgeçemiyor.

Sonuç: Beyler, belki de kendinizi sevilmeye değer bulmadığınız ya da buna inanmadığınız için ilişki istemiyor olabilirsiniz.

Bildiğinizden başka biri olma

O Kadar Sevmiyor Olmak

Can Yücel’in nefis bir şiirinde geçtiği gibi; “Çok sevmeyeceksin, mesela. O daha az severse kırılırsın.” Çok seven insana edilmiş öğütler olsa da bu dizeler, sevginin fazlası sevilen için de rahatsız edici olabiliyor. Bazı insanlar duygusal olarak çok yoğun ifadelere ve dışavurumlara sahiptir. Bu da karşı tarafı zaman zaman korkutabilir.

Birinin size karşı aşırı sevgisi sizin için bir sorumluluk ve kaygı meselesine dönüşünebilir. Onun kadar sevememekten, onun sevgisine gerektiği şekilde karşılık verememekten çekinebilirsiniz. Dilemmayı hatırlayalım: “Çok iyi, çok hoş biri ama...” 😊

Sonuç: Beyler, yaşama ihtimaliniz olan ilişkide duygularınızın daha yoğun hale gelemeyeceğini ve bunun da karşınızdakini kıracağını düşündüğünüz için ilişki yaşamak istemiyor olabilirsiniz.

O kadar sevmiyor olmak

Hepsi Bu Kadar mı?

Hayır, değil. Aslında nedenler bunların tümü, bunlardan bazıları ya da bunlardan bambaşka şeyler de olabilir. Hatta bu bağlamda kendinizi daha iyi anlamak için daha fazla okumaya ya da bir uzmanla konuşmaya bile ihtiyaç duyabilirsiniz. Ancak en azından bu kadarı bile belki anlamaya daha çok yardımcı olur.

Yani beyler, bir erkeğin ilişki istemiyor olmasının altında yatan tek neden “Issız Adam” olması değil. Bu şekilde olduğunuzu düşünüyorsanız belki bir kere daha düşünmek size iyi gelebilir. Sonuç olarak çok fazla değişkene sahip, çok sayıda bileşenden oluşan bu denklemdeki çıkmazınız bir tek sebep bile olmayabilir.

Hepsi Bu Kadar

Öte yandan her zaman madalyonun diğer yüzü olduğunu da unutmamak lazım. Birini sevmek ve onunla birlikte yol almak pek çok risk unsuru barındırıyor olsa da pek çok mutluluğun da kapısını açıyor. Üstelik “Kadınları anlamıyor.” olduğunuzu ya da onların sizi anlamadığını düşünmeniz için de aceleci davranıyor olabilirsiniz.

Mesela, bu yazı da Mühle ekibinin bir kadın üyesinin kaleminden çıktı. Özetle; en azından biz sizi anlıyoruz. 😉

1 yorum

  • İncelikli ve bilimsel yaklaşımla kadının gözünden erkek bakış açısı… Aslında her iki tarafında beklentisi aynı, mutlu olmak. Yeryüzünde ister kadın ol ister erkek ister yaşlı ol ister çocuk, göz yaşının rengi de aynı, kahkahanın tonu da aynı. Ruhsal ya da fiziksel mutluluğun hissettirdiği de aynı hüznün hissettirdiği de aynı. Ne söylediği değil nasıl söylediğidir önemli olan, kadın ya da erkek olmanın bir farkı yoktur. Günün sonunda mutlu ve huzurlu olarak yastığa başını koyabiliyor, vicdanen kendini rahat hissedebiliyorsa insan, ne mutlu. Varlığı külfet değil, mutluluk getiriyorsa birinin ya da birilerinin hayatına dokunup mutlu edebiliyorsa o zaman var oluşunun daha bir anlamlı olduğunu hissediyor insan…
    Kaleminize sağlık… :)

    İbrahim Gürsoy

Yorum yap

Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.

Loading...
×
Hoşgeldiniz, bu bizi ilk ziyaretiniz!